“ … Türkiye Protestan Kiliseleri temsilci ve önderleri olarak belirtilen şikayetçiler tarafından Başsavcılığımıza verilen 03.11.2007 tarihli dilekçe ile SHOW TV’de yayınlanan “Kurtlar Vadisi Pusu” adlı dizide kullanılan ifadelerin Türk Ceza Kanunu kapsamında “ toplumu şiddete, teröre, etnik ayrımcılığa sevk ettiği, halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği, toplumda nefret duyguları oluşturduğu belirtilerek, diziyi yayınlayan Televizyon kanalı yöneticileri ile yapımcılar hakkında suç duyurusunda bulunmuşlar, bu kişiler hakkında yasal işlem yapılmasını istemişlerdir. ……………………… ….Şikayet dilekçesinde olduğu gibi, söz konusu dizide sarf edilmiş olan konuşmaların belirli bölümünün adeta bir cımbızla çıkarılarak ele alınması ve sadece bu belirli kelime veya cümleler üzerinde durulması doğru değildir… Soruşturma konusu ifadeler bu açıdan incelendiğinde; “Kurtlar Vadisi –Pusu” isimli dizi filmdeki oyuncular tarafından sarfedilen sözler TCK’nun 216. maddesinde sayılan grupların birbirlerine karşı şiddet hareketlerinde bulunmalarını isteme anlamına gelecek nitelikte olmadığından, halkı ırk, dil, bölge, özellikle din ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik suçunun maddi unsurunu oluşturacak nitelikte değildir. Zira …Dava konusu dizide ise, bu nitelikte bir ifadeye rastlanmamakta, diğer bir deyişle bu doğrultuda “ özel bir kastla “ hareket edilmediği görülmektedir. Tam tersine,
Sözkonusu dizi filmde yer alan bir bölümde özellikle Hıristiyan dinine mensup bir rahibin öldürülmek istendiği sahnede; rahibi öldürmesi amacıyla silah teslim edilen gence yönelik olarak dizinin başkarakterinin kendisi gibi gençlerin dini ve milli duygularının kimi karanlık güçlerce istismar edilmek istendiği, bu tür oyunlara gelmemeleri konusunda uyarıldığı, hiçbir kimsenin dilinden, dininden, milliyetinden dolayı aşağılanmaması gerektiği konusuna dikkatlerin çekilmek istendiği görülmektedir. Yine aynı sahnenin devamında hiçbir dinin kendisine has ibadetinin engellenmeyeceği konusuna vurgu yapıldığı, misyoner olduğu iddia edilen rahibin gerçek hayattakinin aksine öldürülmekten son anda dizi kahramanı tarafından kurtarıldığı tespit edilmektedir. Tüm bu somut tespitler de bize göstermektedir ki; müştekilerin iddia ettiklerinin aksine soruşturma konusu dizi filmde yer alan ifadelerle anılan maddelerin ihlali sözkonusu olmamıştır. Yine sözkonusu dizi filmde müşteki konumundaki kişileri; a) Dini, siyasi, sosyal, felsefi, inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya, değiştirmeye, bunları açıklama veya yaymaktan men etmeye, b) Dini ibadet ve ayinlerin toplu şekilde yapılmasını engellemeye yönelik bir cebir veya tehdit kullanmanın söz konusu olmadığı ya da hukuka aykırı başka bir davranışın icra edilmediği tespit edilmektedir. Tam tersine dizinin ilgili bölümünde gerçek bir olaydan hareket edilerek bir rahip cinayetine karışmak üzere olan gençler olay meydana gelmeden engellenmekte , tüm dinlerin mensuplarının diledikleri şekilde ibadetlerini gerçekleştirmelerinin en doğru şey olduğu vurgulanmaktadır. Bu vurguya rağmen anılan dizide kullanılan sözlerin madde kapsamında olduğu değerlendirilmesinin yapılamayacağını düşünmekteyim. Fail değil, fiil ceza hukukunun egemen olduğu bir demokratik ülkede TCK ile yaptırım altına alınmış bir eylem söz konusu olmadıkça şüpheliler hakkında dava açılması da hukuken mümkün değildir. TCK’nun 288. maddesine gelince; yine kanımca söz konusu dizide kullanılan ve sarf edilen sözlerin, ifadelerin savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla sarf edilen sözler kapsamında olduğu iddiası da kabul edilebilir nitelikte bir iddia değildir. Zira dizide doğrudan veya dolaylı bir şekilde 288. maddede sayılan kişilerin önlerine gelen bir olayla ilgili düşüncelerini, görüşlerini etkilemeye yönelik bir açıklamaya da yer verilmediği görülmektedir. Bu bağlamda bilirkişi olarak bana göre, soruşturma konusu eylem ile anılan maddedeki suçun gerçekleştiğini söylemek imkanı da bulunmamaktadır.
Bu nedenle ve yukarıda kısaca özetlenen bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dizi içerisindeki belli sözlerin adeta cımbızla seçilerek suç duyurusunda bulunulduğu , atılı suçların unsurlarının oluşmadığı , tamamen hayali kişi ve olaylara dayandırılan dizide söylenen sözlerin “ Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.02.1965 tarih ve 27/14 sayılı emsal niteliğindeki kararında , gerek sonraki tarihli aynı yöndeki kararlarda belirtildiği üzere, “…gerçekleştirilen eylemin suç teşkil edip etmediğini belirlemek için, olay içerisinde kullanılan söz veya yazıların bir bütün olarak ele alınıp incelenmesi gerekmektedir..” Şikayet dilekçesinde olduğu gibi, söz konusu dizide sarf edilmiş olan konuşmaların belirli bölümünün adeta cımbızla çıkarılarak ele alınması ve sadece bu belirli kelime veya cümleler üzerinde durulması doğru olmadığı anlaşıldığından atılı suçlar nedeni ile şüpheliler hakkında koğuşturma yapılmasına yer olmadığına, ... |